Dört Anlaşma

27 Ocak

Yazacak çok şey var zira kitabı okurken altını çizmeyecek satır arasaydım daha kolaydı. Fakat genel bir fikir oluşması açısından bazı noktalara değinmekle yetineceğim ki kitabı aldığınızda size de okuyacak bir şeyler kalsın :)

Toltek Bilgeliği Meksika Kızılderilileri tarafından uygulanan canlı bir öğretidir. Bir din değil, bir felsefe değil, bir ideoloji değildir. Toltekler bir yaşam sanatının uygulayıcısıdır. 

Toltekler'e göre dinlemeyi bilirsek, bize suyun, havanın, toprağın ve rüzgarın, geyiğin, ağacın, taşın öğreteceği çok şey var.

Bugün modern insan, doğayı kendisinden aşağı, kaynaklarını sömüreceği, açgözlülüğünü doyuracağı bir nesne olarak görüyor. Daha fazla kazanmak için doymak bilmeyen hırsıyla çevresine zarar verdiğini, bu zararın kendisi için bir intihar olduğunu bilmiyor.

'Eski Toltek kehanetleri, içinde bulunduğumuz çağın bu bilgeliğe geri dönüş çağı olduğunu söylüyor.'

Bu cümle beni çok etkiledi. Kendimde dahil olmak üzere çevreme baktığımda, bu dönüşün alev almasa bile kıvılcım halinde iç sesine kulak vermeyi bilen herkesin yüreğinde yeri olduğunu görüyorum.

Şu anda gördüğünüz ve işittiğiniz her şey bir rüyadır. Rüya zihnin ana fonksiyonudur. Biz doğmadan önce doğan insanlar dışarıda kocaman bir rüya yarattı. Küçük bireysel rüyalar bir araya geldiğinde aile rüyası, toplum rüyası, şehir rüyası, ülke rüyası ve sonunda insanlık rüyasını yaratıyor. 

Çocuklar yetişkinlerin söylediği her şeye inanır. Büyüklerin anlaşmalarına katılırız ve inançlarımız güçlenir. İnanç sistemi tüm yaşam rüyamızı kontrol eder. Sonuç, inançlara, anlaşmaya katılarak baş eğmektir. Ehlileşme yoluyla nasıl yaşayacağımızı ve nasıl rüya göreceğimizi öğreniyoruz.

Eğer doyumlu ve haz dolu bir yaşam sürmek istiyorsanız, korku temelli anlaşmalarınızı feshetme cesaretini göstermeniz gerekiyor. Bireysel gücünüze sahip çıkmanız gerekiyor. 

Bireysel cennet rüyanızı yaratmak ise dört anlaşmaya uymanızla mümkün.


Sözler sizin yaratma gücünüzdür. Düşünmekte kullandığınız sözlerle yaşamınızdaki olayları yaratırsınız.

İnsan zihni, sürekli tohumların ekildiği verimli toprak gibidir. Tohumlar düşünceler, fikirler ve kavramlardır. Söz tohum gibidir ve insan zihni son derece verimlidir! Bir tohum, bir düşünce ekersiniz ve o büyür. Burada tek problem şudur: Genellikle bu verimli toprağa korku tohumları ekilir.

Ebeveynlerimiz ve kardeşlerimiz bizimle ilgili düşüncelerini düşüncesizce söylediler. Biz bu düşüncelere inandık ve bu düşüncelerle ilgili korkularla yaşadık. Bize yüzmede, sporda ya da yazmada iyi olmadığımız söylendiğinde bu sözlere inandık.

Bir söz, dikkatimize çapa atarak zihnimize girebilir ve tüm inanç sistemini iyiye ya da kötüye doğru değiştirebilir.

Duygusal zehir, fikirlerle birlikte aktarılır. Ve biz bunun, iletişimin normal yolu olduğuna inanarak büyürüz. Bunun en kötü şekli dedikodudur. Çünkü saf zehirdir. İnsan toplumlarında dedikodu iletişimin ana ekseni haline geldi. Hatta birbirimize yakınlık hissetmenin bir yolu haline geldi.

İlk anlaşma 'sözleriniz arı, kusursuz, eksiksiz olmalıdır.

Bu anlaşma çok güçlüdür. Sözlerinizi doğru kullanın. Sözlerinizi sevginizi paylaşmak için kullanın. Kendinize ne kadar harika, ne kadar özgün ve büyük olduğunuzu söyleyin. Kendinizi ne kadar sevdiğinizi söyleyin. Sözlerinizi size acı veren küçük anlaşmalarınızı bozmak için kullanın.


Kişisel algılamak, ancak söylenen şeye katılmakla mümkündür. Söylenen şeyle anlaşma yaptığınız anda, zehir zihninize yayılır ve cehennem rüyasının tutsağı olursunuz.

Durumun son derece kişiselmiş gibi göründüğü anlarda bile, başkaları size direkt olarak hakaret ediyor olsa bile, yine de sizinle ilgisi yoktur. Söyledikleri ve yaptıkları şeyler, dile getirdikleri fikirler kendi zihinlerinde yaptıkları anlaşmalar doğrultusundadır.

Tüm dünya hakkınızda dedikodu yapsa bile, kişisel algılamadığınız zaman bundan etkilenmezsiniz. Siz kendinize güven duymayı öğrendiğinizde başkalarının size söylediği şeylere inanıp inanmamayı seçme özgürlüğünü de kazanırsınız. 

O zaman cehennemin ortasında bile içsel huzur ve mutluluğu hissedebilirsiniz.

Varsayımda bulunmanın problemi, varsayımlarımızın gerçek olduğuna inanmamızdır.

Gerçeği duymaya cesaret edemediğimizde ya da açıklama istemekten korktuğumuzda varsayımlarda bulunuyoruz. Soru sormak daima varsayımlarda bulunmaktan iyidir.

Çocuklukta yaptığımız anlaşmalardan bazıları şöyle der: 'Soru sormak güvenli değildir.' 'Eğer birisi beni seviyorsa, ne istediğimi, neler düşündüğümü ve hissettiğimi bilmelidir.' 

Herkesin hayatı bizim gibi algıladığını varsayarız. Başkalarının bizim gibi düşündüğünü, hissettiğini, yargıladığını ve sömürdüğünü varsayarız. İnsanların en büyük varsayımı budur.

İşte bu yüzden başkalarının yanında kendimiz olmaktan korkarız. Çünkü herkesin bizi yargılayacağını, suçlayacağını, kullanacağını ve sömüreceğini varsayarız. Tıpkı kendimizin yaptığı gibi.

Gerçek sevgi, diğer insanları değiştirmeye çalışmadan oldukları gibi kabul edebilmektir.

Varsayımda bulunmayın demek kolaydır. Alışkanlıklarımızın ve rutin davranışlarımızın içinde varsayımlarda bulunduğumuzu fark etmeyiz bile. Bu alışkanlıklarımızın farkında olmak ve bu anlaşmanın önemini kavramak ilk adımdır. Ama bu anlaşmanın önemini anlamak yeterli değildir. Fark yaratacak olan şey aksiyondur, bilgiyi hayata geçirmektir.

Pratik yapmak, bir şeyi tekrar tekrar uygulamak iradenizi güçlendirir, tohumu besler ve yeni alışkanlığın yerleşmesi için sağlam bir temel oluşturur. Bu anlaşmayı alışkanlığa dönüştürdüğünüzde tüm yaşamınız da dönüşecektir.

Bu yol, bireysel özgürlüğün yoludur.



Her şey canlıdır ve her an değişim halindedir. Bu nedenle 'en iyiniz' bazen yüksek kaliteli olacaktır, bazen o kadar iyi olmayacaktır.

Sabah taze ve enerjik olarak yaptığınız 'en iyi', akşamın yorgunluğunda yaptığınız 'en iyi'den daha iyi olacaktır. 'En iyiniz' sağlıklı ya da hasta olmanıza göre değişecektir. Harika ve mutlu ya da üzgün, kızgın ya da kıskanç olmanıza göre 'en iyiniz' değişecektir.

Günlük yaşamınızda duygularınızın andan ana, saatten saate, günden güne değişiklik göstermesi gibi, 'en iyiniz' de zaman içinde değişime uğrayacaktır.

Çoğu insan, sadece bir ödül beklentisi olduğunda harekete geçer ama aksiyondan zevk almaz. İşte bu yüzden yapabileceğinin en iyisini yapamaz. (örneğin çalışırken hafta sonlarını beklemek, maaş almak için çalışmak, zorunda olduğun için iş yapmak)

Yaşam sizden neyi alıyorsa, bırakın gitsin. 

Ayağa kalkın ve insan olun. Kadın ya da erkek olmanın onurunu hissedin ve cinsiyetinize saygı duyun. Bedeninize saygı duyun, bedeninizden haz alın, bedeninizi sevin, besleyin, temizleyin ve iyileştirin.

Dikkatinizi geleceğe değil, bugüne yöneltin. Anda yaşayın. Her günün hakkını vererek yaşayın. Bu anlaşmalara uymak için yapabileceğinizin en iyisini yapın.

Bugün yeni bir rüyanın başlangıcı olsun.


Don Miguel Ruiz / Dört Anlaşma kitabından alıntıdır. Kitabın hissettirdiklerini ve üzerine düşündüklerimi kendi cümlelerimle size geçiremeyebilirim diye altını çizdiğim satırlardan alıntıladım. Bana kalırsa mutlaka okunması gereken kitaplardan ancak sizi çağırdığı zamanı beklemelisiniz, zira benim uzun zamandır okunacaklar listemde olmasına karşın ancak okumalıyım hissine kapıldım. Doğru zamandı ve sık sık elim gidecek.

Etkilendiğim kitaplara burada aylık olarak yer vermek istiyorum. Okuduğum kitaplardan etkilendiğim cümleleri ise twitter ve facebook hesaplarımdan sık sık paylaşıyorum. Takip etmek isterseniz her ikisinde de @sade1yasam kullanıcı adımla takibe alabilirsiniz.


You Might Also Like

2 yorum

  1. 4 Anlaşma Kitabı blogda önermiştim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sizin yorumunuzu da merak ediyorum, okuyacağım :)
      Sevgiler

      Sil

GOODREADS

ETİKETLER

sade bir yaşam minimalist yaşam minimalizm minimalist giyim tarzı kapsül gardırop minimal ebeveynlik minimalist anne baba minimalist ebeveynler içses kapsül dolap sade giyim tarzı sade yaşamak sağlıklı beslenme sağlıklı yaşam sevgili sade günlük sürdürülebilir yaşam sürdürülebilir çevre 2017 daha sade bir hayat doğa dostu adımlar gardırop detoksu gardırop devrimi içsel yolculuk çevre dostu 21 gün kuralı 30 günde sade bir yaşam alışkanlıkları değiştirmek alışveriş listesi alışveriş çılgınlığı alışveriş çılgınlığı ile başa çıkma az ile yetinmek az çoktur ağaç dikmek bahar gardırobu basit yaşam bağımlılıktan kurtulmak bebekler için peynir bez torba bir hırka capsule wardrobe capsule wardrobe nedir cruelty free decluttering challenge derle topla rahatla değişim kitapları diş fırçası don miguel ruiz doğa doğa dostu doğada çözünür poşet doğal dört anlaşma eco friendly ek gıda el emeği hediye ertelememek ev düzenleme ev işlerine yardım evde etkinlik evde peynir yapımı eşya azaltma farkındalık fomo gönül gözü haftalık yemek planlayıcısı hayatı sadeleştirmek için hayvanlar üzerinde test yapmayan humble brush ilham verenler insan ilişkileri insan ne ile yaşar israf kendi kendine yetebilme becerisi kişisel gelişim kozmetik içerikleri kozmetik ürünler less is more marie kondo meditasyon minimal kitaplık minimalist challenge motivasyon mutluluk ne tüketiyorsunuz nefes nefes almak nomofobi nutella okunması gereken kitaplar oniomania orangutanlar oxo-biodegradable palm yağı plastik naylon poşet kullanımı raf ömrü sade bir anne sade bir günlük sade ebeveynlik sade hayat sade kütüphane sade mutfak sade yaşam alanı sadeleşmek sağlıklı tarifler sosyal medya bağımlılığı sosyal sorumluluk stresle başa çıkmak sıfır atık yaşam tatlı krizleri temiz kozmetik terapi test yapan markalar tolstoy toltek bilgelik kitabı weed out yout closet yavaşlamak yağmur ormanları yeni yıl dilekleri yılbaşı ağacı fikirleri zamanı tüketmek zararlı kimyasallar zero waste home zero waste lifestyle zero waste living zihinsel minimalizm. sorumlulukları azaltmak çocuklarla evde neler yapılabilir çocuğa sorumluluk vermek çocuğa yetinmeyi öğretmek örgü örmek şekersiz hayat

Subscribe